POLİTİK YAŞAMI

8 Mart 1943-25 Ocak 1949 Yıllarında TBMM Kürsüsünde
Kars’taki ikinci askerliğinin sonunda 1943 senesinde Başvekil Saraçoğlu’nu ziyaretinde, merhum Saraçoğlu (Behçet sana bir bilmece söyleyeceğim, bil bakalım diyerek; gezelim dolaşalım diyerek meclis binasını işaret etmiş) bu suretle 1943 seçimlerinde meb’us adayı olduğunu bildirmiştir. Erzincan mebusu olarak Büyük Millet Meclisinde 7. ve 8. Dönemde 25.1.1949 tarihine kadar hizmet etmiş, bu tarihte partiden ve mebusluktan istifa suretiyle politikadan ayrılmıştır.
Politik hayata ilk başladığı andan itibaren, o hayatın kendi ruh yapısına uymayacağını ve bu hayatın getirdiği koşullarla yapamayacağını anlamıştı. Bu uyuşmazlık evvelâ milletvekilleri ödeneğinin arttırılması hususundaki meclis kararına Tezer Taşkıran’la beraber muhalefetle başladı ve arttırılan maaşını Meclis kürsüsünde Kızılay’a hibe ettiğini bildirmek suretiyle, muhalif ve muvafık bütün mebusların kabul ettiği bu kararı protesto etti.
22 Aralık 1947: Behçet Kemal Çağlar'ın Milletvekili Maaş Zammına İlişkin İtiraz Konuşması (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Tutanak Dergisi, 22.12.1947, 20.Birleşim, 1.Oturum, s. 154)
“Bu teklifin konuşulacağını haber aldığım gece, uykumu bölen bir tereddüdü, aşağıdaki şekilde konuşmak kararıyla giderebildim.
Fertlerimin sayısı az da olsa, ben de bir ailenin reisiyim. Hayat darlığını, geçim zorluğunu ben de biliyorum. Bu derdi daha çok ve daha derin çekenleri yakından fark ediyorum. Arkadaşlarımın hepsinin vaktiyle diğer aylıklarla birlikte tam bu zamma müstahak ve muhtaç olduklarına kaniyim. Milletvekillerinin seçim bölgelerinin, taşıtların çok pahalıya kiralandığı bir zamanda, layığı ile gezmelerinin neye mal olacağını hesaplamamış, denememiş de değilim.
Fakat yolluk yetersizliği, geçim zorluğu yalnız kendimize ait dertler değildir.
Bu mesele bizi hiç değilse millet ve devlet hizmetlerini çok defa aksatan umumi harcırah meselesiyle bir arada olsun mütalâa etmeyi beklemeden, böyle tek başına ortaya koymayı hâle yola uygun bulmuyorum. Umumi efkâr, haksız ve zalimce telkinlerle de olsa, Meclisimiz hakkında itibar kırıcı ve isabetsiz düşüneceği için, dayanamayacağı gibi değilse, bütün arkadaşlardan feragat rica ediyorum.
Vicdanım, ekseriyetin nasıl olsa hayati sebeplerle kabule mütemayil göründüğü bir teklife, hem itiraz etmek hem de onun nimetinden faydalanmak gibi bir sahte poza, bir ucuz kahramanlığa düşmüş olmaktan kurtulmak istiyor. Bunun da kendimce çaresini buldum:
Eğer bu teklif bu şekilde kabul edilirse, bana da cefakeş Erzincan’ın Milletvekili olmam sayesinde bu paraya, ayrılmış çeklerdeki bu ilâveye elimi sürmeden, Erzincan Kızılay pavyonlarına yapılmakta olan yardıma eklenmek kaydıyla, Kızılay Derneğine havale edeceğim. Bunu millet kürsüsünden namus sözü halinde belirtirim.
Muhtaç olmayan ve muarız olan arkadaşların bana iltihak edeceklerini umuyorum.”
Bu konuşmada Behçet Kemal Çağlar, milletvekillerinin geçim sıkıntılarını ve artan ulaşım giderlerini kabul etmekle birlikte, milletvekili ödeneklerinin artırılmasının ülkenin genel ekonomik sorunlarından ayrı değerlendirilmemesi gerektiğini savunmuştur. Konuşmanın en dikkat çekici yönü, kendisine yapılacak zamdan kişisel olarak yararlanmak istemediğini açıklaması ve bu tutarı Erzincan'a yönelik Kızılay yardımına aktaracağına dair Meclis kürsüsünden söz vermesidir. Bu sözünü de titizlikle yerine getirmiş, hatta kendi gidemediği zamanlar bir dostundan rica ederek ilave meblağı her seferinde Kızılay’a yatırtmıştır.
Daha sonra Recep Peker’in parti grubunda itimat reyi almasına rağmen, üç gün sonra sıhhî sebeplerden istifa ederek yerini Hasan Saka’ya bırakması vesilesi ile, parti grubunda yaptığı konuşma ve parti grubunun önem ve mânasını belirten sözleri o zamanın politik hayatında ilk defa yapılan bir çıkış oldu.
Daha sonrasında, 1949 yılında bir gün, gündem dışı söz isteyerek meclis kürsüsüne çıkmış, Atatürk devrimlerinden uzaklaşıldığını belirten bir konuşmayla Cumhuriyet Halk Partisi’ni ağır bir şekilde eleştirerek partisinden de, milletvekilliğinden de istifa etmişti. İlk olarak CHP 1947 Kurultayı’ndan başlayan itirazları meclis kürsüsündeki bu konuşmasıyla zirveye çıkmıştı:
“Biz iliklerimize kadar Kemalist’iz, bizim akidemizce din devletten ve siyasetten ayrıdır (…) Belki hoşa gideriz diye inkılaplarımızdan fedakarlıkta bulunmak, halkı kazanacağız diye batıl zannıyla ilkelerimizden taviz vermek şiarımız değildir (…) Bu mücadelenin en iyi yerlerinden birinin bu kürsü olduğunu bilmez değilim. Fakat saflarından ayrılıp, külfetlerinden sıyrıldığım bir kütlenin nimetlerinden faydalanmakta devam etmeye benim vicdanım ve ahlakım müsait değildir. Bu kadro içinde gönlümün istediği kadar faydalı olamadığım büyük Türk milletinden ve cefakeş Erzincan halkından alenen özür dilerim.”

1943- Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile birlikte
1950 seçimlerinde Demokrat Parti listesinde Kütahya milletvekili adayı olarak listede ilân edilmiş fakat bu adaylığı kabul etmediğini noterlik vasıtasıyla Demokrat Parti Başkanlığına ve Seçim Kurulu Başkanlığına bildirmek suretiyle adaylıktan çekilmiştir. Aday gösterilmesi, müddetin son anında emrivaki şeklinde yapılmış ve adaylıktan ayrılmasından sonra müddet dolduğu için Demokrat Parti yeni aday gösteremediğinden Kütahya’dan rahmetli Asım Gün Halk Partisinin liste başında olarak mebusluğu kazanmıştır. Rahmetli Asım Gündüz çok sevdiği Behçet Kemal’e vakit vakit takılır «Ben senin mebusunum, sen adaylıktan çekilmesen ben mebus olamazdım» diye şaka ederdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde partisinden istifa eden vekil çoktur, ancak pek çok avantajları olan milletvekilliğinden de sadece kendi iradesiyle ayrılan vekil bildiğim kadarıyla pek yoktur. Daha sonraki yıllarda Demokrat Parti, rızasını almadan amcamı aday göstermiş, o da noter kanalıyla bu emrivakiyi reddetmişti. Cumhurbaşkanlığı kontenjanından senatör olması istenmiş, politikadan hoşlanmadığı için bu teklifi de kabul etmemişti. Milletvekilliğinden istifa ettikten sonra, gerek gazetelerdeki köşe yazılarında gerekse radyodan okuduğu hicivli şiirleri ve konuşmalarında ağır eleştirilerine devam etmişti:
Biraz sirke, biraz su boş emektir,
Kavun diye doğrananlar kelektir,
Bu küpü boşaltmak ve çalkalamak,
Turşuyu yeniden kurmak gerektir.
Bu ve benzeri sözlerinden dolayı amcam CHP hükümeti tarafından sivil polis takibine alınmış, ancak tabii ki bunu hemen fark etmişti. Karda kışta peşinde gezen, köşe başlarında onu bekleyen Cevat isimli bu gence acımış, onunla dost olmuş, babaannem adamcağıza yemek, çay ikram etmeye başlamıştı. Bu ilginç dostluğu, hem kendisi hem halam bize de gülerek anlatırlardı. Hatta eve gelen misafir çocukları yemek yesinler diye korkutmak için, “Bak Cevat geliyor, ona söylerim seni!” derlermiş.
Tüm bunlara rağmen Demokrat Parti döneminde, 1959 yılında, İsmet Paşa Uşak’ta bir yurt gezisindeyken bir saldırıya uğradığında, başına bir taş isabet ettiğinde, yine radyodan hiç çekinmeden bu olayı şiddetle kınamış, bunu bir şiirle taçlandırmış, sonuç olarak bu kez de Demokrat Parti hükümeti tarafından TRT Radyosu’ndaki işine son verilmişti.
Türksen, insansan eğer saygıyle-sevgiyle bak.
Unut bütün gündelik kaygıyı, hırsı filan;
Önüne istiylâcı bir orduyu katarak
Kurtardığı yerlerden geçiyor bir kahraman.
Dünkü karargâhıdır bugün geçtiği Uşak,
Bütün şehir ayağa kalkıp selâmlamalı;
Ayağına düşmeli saygılar halı halı:
Başına taş atan kim? Hangi utanmaz uşak?
Ey hırsının uşağı! Eğer varsa utanman
Kırılası eline al budala başını!
O iki damla kandan doğuyor bir yeni tan
Kamaşan gözlerinle kafana çal taşını.
Olayı haber alan İsmet Paşa amcama üzüntüsünü belirten bir mektup yazmış:
“Sevgili Behçet Kemal Çağlar, Benim yüzümden sizi radyodaki hizmet imkanınızdan mahrum etmişler, çok üzüldüm. Bu ayıp tecavüzlerin açıkça himaye edildiğine, sadece bu olay başlı başına bir delildir. Siz hususi geçiminizle de sarsılmış oluyorsunuz. Size bütün ömrümce hiçbir faydam olmadı, sebep olduğum üzüntüden dolayı bir daha mahcup oluyorum. Gözlerinizden sevgiyle öperim aziz kardeşim”

İsmet İnönü'nün Mektubu ve Behçet Kemal Çağlar'ın Cevabı
İnce ifadeden anlaşılacağı gibi ikinci kez mahcup olan İsmet Paşa’ya amcam müthiş bir tarihi cevap yazmış:
“Paşam, hayatımın en manalı mektuplarından birini sizden aldım. Atatürk’le birlikte kurtardığınız yurdun vatandaşı, tek başınıza İkinci Cihan Harbi’nden burnu kanamadan çıkardığınız neslin mensubu değil miyim, daha bana ne iyilik yapabilirdiniz? Yalnız beni daha çok sevip, tanıdığınızı sanırdım. Siz bir davaya başınızı koyarken, ben maaşımı koymuşum, çok mu? Vatanperverlik sizin inhisarınızda mı [tekelinizde mi] a Paşam! Ellerinizden öperim.”
Belki eline geçmemiştir diye ikinci bir mektup da kaleme almıştı.
"Paşam, hayatımın en yüce en manalı mektuplarından birisini sizden almış bulunuyorum. Ben, gönlümden kopan ve vicdanımdan yükselen o mısraları yazmış olmanın şevki ve gururu içindeyim. Seciyesinin ve sanatının hakkını veren bir şair olarak haz içindeyim. Maddi durumumda da hiçbir sarsıntı yok, hemen telafi ettim, üzülmeyin. Hem siz bir yola hayatınızı korken ben bu kadar küçük bir fedakârlıkta bulunsam çok mu? Nasıl kaleminiz vardı da size bütün ömrümce hiçbir faydam olmadı diye yazabildiniz, a başarısı kadar tevazusu da büyük adam: ben kurtardığınız vatanın çocuğu, harbe sokmadığınız neslin mensubu değil miyim? Ellerinizden öperim Behçet Kemal Çağlar.
Not: İlk yazdığım bu tarihli cevap adres yanlışlığı yüzünden belki size ulaşmamıştır diye bir suretini, aynı minnet, gurur ve şevkle yeniden yazıyorum"
Vefatının ardından bir beyanat veren İsmet Paşa’nın “Sınırsız Devrim Aşığı” diye nitelendirdiği amcam için şöyle demişti:
“Her niteliğiyle bir Cumhuriyet evladıdır. Yeni gençliğin aşkını ve iradesini benimsemiştir. Atatürk’ten ayrıldığımızdan beri geçen 31 yıl içinde Atatürk’ü ve eserlerini savunmaktan bir gün bile geri kalmamış olan örnektir. Başlı başına bir âlemdi. Politikaya sığmadı. Başına buyruk olarak vatandaşlara, hepimize kutsal bir yeni kuşak anlayışını dile getirdi.”
Bu tarihten sonra yalnız Kurucu Meclis üyeliği hariç bir daha politikaya girmedi. Her seçimden evvel muhalif partiler tarafından kendisine yapılan milletvekilliği ve senatörlük adaylığını daima reddetti.
Politikadan ayrıldıktan sonra Behçet Kemal Çağlar İstanbul’a yerleşmiş, öğretmenlik ve yazarlık yaparak ömrünün sonuna kadar Atatürk gençleri Üniversite Gençliğinin hareketlerini teşvik edici şiirleri sebebiyle takibata uğramış, Merkez Kumandanlığı ve Emniyete dâvet edilmiş, evi aranarak bir kısım evrakına el konmuştur.
1953 senesinde Robert Kolej Edebiyat Öğretmenliğine başlamış, 1969 senesinde ayrılmıştır. Bu sıralarda yine radyoda muhtelif konuşma ve hizmetlerine devam etmiş, bu arada TRT kurumu yönetim kurulu başkanlığı yapmıştır.

Ocak 1961 – Kurucu Meclis döneminde Sadi Irmak ile birlikte Anıtkabir’de.

Ocak 1961 – Kurucu Meclis döneminde Sadi Irmak ile birlikte Anıtkabir’de.

Ocak 1961 – Kurucu Meclis döneminde Sadi Irmak ile birlikte Anıtkabir’de.
1960 öncesindeki öğrenci hareketleri sırasında hayatını kaybeden ve Anıtkabir’e defnedilen gençlerin mezarları daha sonra buradan kaldırılmıştır.