top of page
"Bir Kere Doğrul Atam" Şiiri- 1960
Behçet Kemal Çağlar Portre

BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR HAYATI

Baba tarafımız Şabanbeyzade namıyla bilinen, hicri 990 yılından beri seceresi bulunan Kayseri’nin ünlü bir ailesidir. 990 tarihlerinde Kayseri civarında Büyükbürüngüz (Bugün Mimar Sinan) isimli köyde yerleşmiş olan Şaban Ağanın ahfadından bir çok vali, defterdar ve şair mevcuttur. Dedemiz Şaban Hami Bey de Bünyan Çağlayanı kıyısında yerleşmiş sadeleşmiş ismiyle Bürüngüz isimli Türkmen oymağındandır ve 1879 Kayseri doğumludur. Zamanına göre çok iyi tahsil görmüş, İstanbul Halkalı Ziraat Mektebinden mezun olmuş ve Türkiye’nin ilk ziraat ve ticaret gazetesini çıkarmıştır. Ziraate ait pek çok makalesi, tavukçuluk ve aşıcılıkla ilgili kitabı vardır. Gençliğinde edebiyatla meşgul olmuş, şiir de yazmıştır. Memuriyeti nedeniyle bulunduğu Bilecik’te kalp krizi neticesinde 1933 de vefat etmiştir. 

 

Babaannemiz Zeliha Naciye Hanım ise Balıkesir’in Çepni yörüklerinden Kolağası Ahmet Ağa’nın kızıdır. Annesi ise Bosna Yenipazar Kaymakamının kızı Aliye Hanımdır. Aliye Hanım gayet cerbezeli, sözü dinlenen ve saygı gösterilerek Rumekrak köyünde Bosnalı Hanım diye anılan güçlü bir hanımdır. Babaannemiz de dedemiz gibi 1890 Kayseri doğumludur, 1967 de İstanbul’da vefat etmiştir. Dedemiz Şaban Hami Bey orman müfettişi olarak görev yaptığı Erzincan’da babaannem ile evlenmiş ve amcam Erzincan’a iki saat mesafede eski adı ile Rumekrak, yeni adı ile Tepecik köyünde, 23.7.1908 (10.7.1324) tarihinde dedesi Kolağası Ahmet Ağa’nın evinde doğmuştur. Behçet ismi babasının amcasının ismi olarak, Kemal’de hürriyet kahramanı Namık Kemal‘e izafetle verilmiştir. 

 

Değişik şehirlerde görevde bulunulduktan sonra ailecek Kayseri’ye dönülmüş ve Behçet Kemal ilk, orta ve lise tahsilini Kayseri’de tamamlamıştır. 1925 senesinde babasının ‘Şairlik karın doyurmaz’ diyerek ısrarla yolladığı Zonguldak Maden Mühendis mektebine yazılmıştır. Okula vardığında hem mühendis olmak azmini, hem şair kalmak inadını bildiren bir manzum telgraf çekmiş babasına:

 

“Selam, ihtiram, muhabbet

Müstakbel mühendis Behçet”

 

1929 senesinde 21 yaşında yüksek maden mühendisi olarak bu mektepten mezun olmuş ve Ankara’ya İktisat Vekaleti maden mühendis muavinliğine tayin olmuştu. Başkentte özellikle Türk Ocağında ve daha sonra Halkevinde o dönemin genç şairleriyle birkaç hafta içinde tanışmanın kolayını bulmuştu. “Samanpazarı yakınındaki Musevi Mahallesinde tuttuğumuz bir odadan, bir gün bu şehir bizim olacak azmiyle, küçük fakat kabarık bir sel gibi taşar sokaklara yayılıverirdik. Bazı şehir büyüklerinin, ya babalarımızın hatırı için ya da bizim uyandırdığımız sempati ile bize büyük salonlar tahsis ettiği de olurdu. O zaman coşar, konuşur, bağırır çağırırdık. Bir defasında ‘Namık Kemal’in heykeli neden yapılmıyor’ diye kıyameti koparmış ve İş bankasında bir hesap bile açmıştık”(20.Asır Haftalık Dergisi, 21.3.1953, Biraz da Edebiyat Köşe yazısı)

 

Halkevinin müdavimleri arasına girmiş, buradaki konuşma ve şiirleri ile dikkat çekmiş, sanat gösterilerinde ve milli günlerde belli başlı hatipler arasında yer almış, o günün anlamına göre yazdığı şiirler ve coşkulu, heyecanlı hitabeler Behçet Kemal’i bu tür toplantıların vazgeçilmez kişisi haline getirmiştir. Halkevlerinin açılışı münasebetiyle yazdığı ve şahsen oynadığı Çoban piyesi, daha sonra yine kendi yazıp oynadığı Ergenekon piyesi o dönemin Türk kimliğini oluşturma çabasını ve ruhunu ortaya koymaktadır. 

 

Amcam Behçet Kemal Çağlar çok karizmatik, yakışıklı, hoşsohbet, coşkulu bir hatip ve şairdi. Atatürk’ü ve devrimlerini, Anadolu’yu, Türklüğü anlatan şiirleriyle olduğu kadar, radyo konuşmalarıyla, konferans salonlarını, meydanları, okul bahçelerini dolduran kalabalıklara gösterdiği doğaçlama hitabet yeteneğiyle de ünlüydü. Milli bayramlarda her çağrıldığı okula, konferansa koşarak gider, kürsüde coştukça coşar, özellikle Atatürk’ü ve devrimlerini anlatırdı. İnanılmaz bir hafızaya sahipti, okul çağlarında okuduğu ders kitabı hafızasına bütünüyle kaydolur, öğretmenleri bu duruma çok şaşırırdı. Binlerce mısrayı aklında tutar, kendi şiirleri kadar sevdiği şairlerin şiirlerini de eksiksiz olarak ezberden okurdu. Bazen o anda doğaçlama gelen mısralar, şiirlerle devam eder, seyirci coşar; sonunda, alkışlarla, heyecanlı tezahüratlarla, kimi zaman omuzlarda kan ter içinde kürsüden inerdi.​

10 Kasım 1963 Maçka İlkokulunda Atatürk Konferansı

10 Kasım 1963 Maçka İlkokulunda Atatürk Konferansı

25 Nisan 1969 Haydarpaşa Lisesi, Atatürk Gecesi

25 Nisan 1969 Haydarpaşa Lisesi, Atatürk Gecesi

Evliliğe ve aile yaşamına sığmayan özgür ruhlu, müzmin bekar amcam babaannemle birlikte ismini kendi koyduğu Etiler Tepecik Yolu’nda otururdu. Babasının Ziraat Müdürü olarak görev yaptığı Erzincan, Tepecik Köyü’nde doğmuştu çünkü. Etiler’in en renkli kişilerinden biriydi. Ona çok düşkün olan annesiyle birlikte oturmak özel hayatında bazı sorunlar yaratmaya başlayınca, önce Kabataş Setüstü’nde Bağodaları Sokak’ta yokuşlu-merdivenli ama çok güzel manzaralı bir daireye taşındı. Üsküdar’dan başlayarak Boğaz’ın Marmara Denizi’ne açıldığı genişliğine bakan, tarihsel yarımadanın ve lodos olan günlerde Uludağ’ın bile göründüğü bir daireydi. Birkaç yılın ardından da asansörlü ve daha pratik olan Harbiye’de TRT İstanbul Radyosu binasının karşısında, ismini kendi koyduğu, dar cepheli yüksek bir bina olan Uzungüzel Apartmanı’na geçti. Ön cepheden Boğaz’a, arka cepheden de Haliç’e bakan pek hoş bir daireydi. 24 Ekim 1969’da ilk kez geçirdiği ani kalp kriziyle genç sayılacak bir yaşta, 61 yaşında, çok verimli bir döneminde maalesef hayata veda etti.

 

Şişli Camii’nden kalkan cenazesi büyük kalabalıklara sahne olmuş, kortej halinde mezarlığa dek yürünmüş ve o dönem neşriyat müdürlüğünü yaptığı Akbank tarafından organize edilen Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki yerine defnedilmişti. Daha sonra Akbank çok güzel bir mezar taşı yaptırarak amcama verdiği değeri göstermişti. Ölümünden bir müddet önce geçirdiği bir ameliyata giderken, her ihtimale karşı mezarına yazılmak üzere bir arkadaşına kendini anlatan dörtlüğünü emanet etmişti:

 

Toprağa kanından bir şey katıyor

Kalbi her şiirinde ayrı atıyor

Anayurdun Atatürk’ün aşığı

Behçet Kemal Çağlar burda yatıyor

 

Bir başka gün, kendi ölümünü düşünerek şöyle yazmıştı:

 

Ayağımın dibine çömelip kalmış zaman

Şimdi suya indiren olsa yüzecek gemi

Anılarım acemi tayfalar korkak kaçak

Asıl hiddetim benim o can denen kaptana

Ne var daha batmadan gemiyi bırakacak?

“Alem yine ol alem, devran yine ol devran”

Bir yıldız kayıp gitmiş, göklerin haberi yok

 

Cenazede mezarının üstüne cumhurbaşkanından parti liderlerine, derneklerden öğrencilerine yüzlerce kişi ve kurum tarafından çelenk konmuştu, ama bir tanesi çok dikkat çekiciydi, isimsizdi üstelik. Çelengin üstünde yazan iki kelime her şeyi anlatıyordu aslında: “Geçme, dur!” Goethe’nin Faust adlı eserine atfen yazılmıştı ve amcamla birlikte yaşanan, zamana “Geçme, dur!” diyecek kadar değerli olan anları anlatıyordu. Halam tahmin edebiliyordu edebiyata meraklı hangi hanım olduğunu, ancak tabii ki aile içinde kaldı bu tahmin.

27 Ekim 1969 Şişli Camii Cenaze

Amcam ömrü boyunca vicdanı hür ve başı dik olarak müdanasız yaşamayı seçmiş, politika sonrası 1953-1969 yılları arasında Robert Kolej’de edebiyat öğretmenliği ve basın şeref kartıyla farklı kurumlarda gazetecilik yaparak hayatını devam ettirmişti. Öğretmenliği çok geniş yüreklilik ve hoşgörüyle kendi tarzınca sürdürmüş, çok sevilen bir hoca olmuştu. Öğrencilerinin bazen kopya çekmelerini görmezden geldiğini anlatır, kopya hazırlarken de, çekerken de aslında öğrenildiğini söylerdi. Maksat hasıl olurdu yani.

 

Geçen yaz tesadüfen karşılaştığım bir öğrencisi, lise yıllarındayken dersi kaynatmak istediklerinde amcama, “Hocam bize Yunus Emre’yi anlatır mısınız?”, “Hocam Atatürk?”, “Hocam Yahya Kemal?” diye laf attıklarını, onun da büyük coşkuyla durup dinlenmeden öğrencilerine Atatürk’ü, devrimlerini ve bu iki büyük ustayı, felsefelerini anlattığını aktarmıştı bana. “Derste herkesi kendine çekerdi, dikkatimizi başka bir yere veremezdik. Öylesine enerjik ve karizmatik bir kişiydi. En düşük notu on üzerinden yediydi” diye de devam etmişti.

 

Genel olarak da İstanbul’da tanınır, çok sevilirdi. Yolda durdurur, sohbet ederlerdi amcamla. Radyo konuşmalarını dinleyen, gazeteden hayran olan, eski/yeni öğrencileri, konferanslarından tanıyanlar gibi kişiler olurdu yolunu kesenler. Onların gönlünü alır, hal hatır sorardı. 

© 2026 - Behçet Kemal Çağlar

  • Facebook
  • Twitter
bottom of page