top of page

CUMHURİYETİ ANLATAN DESTAN 

Cumhuriyeti anlatan pek çok şair ve şiir varken amcam bu gezilerinde halka hitap edecek, halk ağzıyla yazılmış, sade, köy odalarına, kışlalara gönderilebilecek, halk ağıtlarına benzer bir destan aramış ve bulamamıştı. Bir gece gelen ilhamla, Samanpazarı’nda oturduğunu hayal ettiği bir taşçının ağzından, Ankaralı Aşık Ömer takma adıyla cumhuriyeti anlatan bir destan yazıvermişti:

 

“Bir gün Cumhuriyetin Onuncu Yılı Kutlama Komitesinin bir toplantısında rahmetli Recep Peker hazırlanan makalelerin ve manzumeler hep aydınlara, hep okumuşlara hitap ettiğinden yakınmış, şöyle halkın ağzından halka seslenen bir destan yok ki yolunu bulup köylere ulaşsa diye sızlanmıştı. Ertesi gün toplantıya elimde böyle bir destanla gelmiştim. Okuduğum zaman dinleyenlerin hepsi pek beğenmişler, kaleme alıp destanın hemen baskıya verilmesini karara bağlamışlardı. Nereden bildiğimi, nasıl ele geçirdiğini soranlara kıs kıs gülerek şöyle cevap vermiştim: ‘İçimden gelerek dünkü haklı yakarışını düşünerek gece evime dönüyordum. Samanpazar‘ndaki kahvelerden birinde bir saz sesi duydum, bu Aşık’ı dinlemeye koştum. Biraz sonra bir de baktım Cumhuriyetin onuncu yılı üstüne bir destan söylüyormuş. Rica ettim, tekrarlattım, o söyledi ben yazdım. Aldım geldim. Komitedekiler biraz güldüler, inanır gibi oldular. Adamcağıza, Aşık Ömer’e o zaman için hatırı sayılır bir telif hakkı vermek için aradılar, bulamadılar. Ben de bulamadım bir daha. O benden başkası mı ki bulalım? Zaten ne çıkar, söyleyene değil söyletene bak demişler, işte o destan‘dan bugün aklımda kalanlar

​

Millet gövde oldu, Ata baş oldu,

Taşlar silah oldu, otlar aş oldu,

Misli görülmemiş bir savaş oldu

Kovduk yabanları yurttan dışarı…

.../...

Destan sıralamak hayli hünerdir

Unuttuğum varsa sen akıl erdir

Sorarsan adımız Aşık Ömer’dir

Meskenimiz bizim Samanpazarı

 

Bu destan kırk bin nüsha basılıp üç gün içinde yurdun bin bir bucağına dağıtılmıştı. Halk ozanları amcamı bu destanıyla tanımış ve sazlarındaki makamlara uydurarak yıllarca ezbere okumuşlardı. Atatürk’ün ölümünden sonra da yine böyle halkın gönlünü konuşturan bir destan yazma ilhamı gelmiş, yüreğindeki acıyı uzun bir destan halinde, halk ağzı tekerlemelerle dile getirmişti. Radyoda okunan destan büyük beğeni almış, pek çok gazetede yayımlanmıştı:

 

Bizdendi sevinci, bizdendi derdi

Biz uyurken o bizleri beklerdi

Uyudu, nöbeti bizlere verdi

Türkler yüreğini dağlasın gayri

Cihan da bizimle ağlasın gayri

 

Gök düşsün toprağa, toza belensin

Gece mezarına yıldız elensin

Şehitler doğrulsun nöbet dolansın

Türkler yüreğini dağlasın gayri

Cihan da bizimle ağlasın gayri

 

Onuncu Yıl Marşı’nın ve destanın beğenilmesiyle bir anda öne çıkan amcam Atatürk tarafından halk edebiyatı ve gazetecilik konularında çalışmalar yapmak üzere Ocak 1934’te Cambridge Üniversitesi’ne yollanmıştı. Amcam orada ancak bir yıl kadar kalabilmiş; Maden Mühendisliği diplomasına sığmadığı gibi, yurtdışındaki eğitime de ruhu sığmamış, kendini Anadolu’nun bağrına geri atmış, kendi topraklarında, içinden gelen coşkusunu yaşamaya devam etmişti. İngiltere dönemi hakkında şöyle bir ifadesi var: “Sis İngiltere’nin havasından ziyade İngilizlerin ruhundadır ve orada iken yazmış olduğum manzumenin şu dört satırını hatırlıyorum.

 

         Ruhuma diyorum ki: Hey! Burada ne işin var?

         Silindirli fraklı karşımda bütün ruhlar,

         Sense al bir ihtilal örtüsüne sarılı

         Yalın ayak, yarı çıplak gülünçsün Gandi kadar!”

​

Dönüşünde Halkevleri Müfettişi olarak görevlendirilmiş, yurdun dört bir yanını gezmiş, halk şairleri ve halk sanatıyla yakından ilgilenmişti. ​1939 yılında Halkevleri Müfettişi olarak bulunduğu Trabzon’da Olcay gazetesine vermiş olduğu 12.7.1939 tarihli bir röportajda genç bir devrim şairi olarak kendisine en çok sanat çilesi çektiren şiiri ile ilgili bir soru gelmiş, o da yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: Atatürk’ün öldüğü gün bu matemin eşsizliğini ve derinliğini halka yaymak ve benimsetmek için yalınayak köylerde dolaştığım yıllardan hafızama sinmiş Orta Anadolu köy şivesiyle yazdığım Aşık Ömer Ağıtı…

 

Eğer sanat çilesinden maksat alelitlak (gelişigüzel) insan matemi ve eziyeti değil de, yaratmak humması ise, henüz böyle büyük bir eseri doğuramamanın çilesini çekmekteyim. Bugünkü yazılarımı okuyanlara diyorum ki:

 

Anla bu oynadığım kırık taşlara bak da

O oymakta olduğum büyük külçeden parça

Altına mı alacak beni o kopacak da

Ben kendi mahvımımı hazırladım yıllarca

​

​

 

© 2026 - Behçet Kemal Çağlar

bottom of page